22 Mayıs 2014 Perşembe

 



SÖZLÜ VE YAZILI DİL ARASINDA BİR DİL

  Bilindiği gibi, dilin iki yönü vardır: konuşma ve yazı dili. İletişime geçmek için bu iki dilden birini, iletişimimizi en rahat gerçekleştirebileceğimizi veya amacımıza en uygun olanı, seçeriz. Bazı durumlarda iletmek istediğimizi, hangi tür bir bildirişimle vereceğimizi önceden belirlemek zorunda kalabiliriz. Yazarak, etkili bir iletişim kuramayacağımızı düşünüyorsak, amacımıza uygun olarak, konuşma dilini seçeriz.  Çoğu kez bu durumu, yazarak anlatamam açıp yüzüne söylemelim ya da alıp karşıma konuşmalıyım, bunları tek tek söylemeliyim,diyerek ortaya koyarız. Bunun karşıtı da olabilir: Konuşursam bazı şeyleri unutabilirim, iyisi mi ben bunu yazarak anlatayım, yazsam daha etkili olacak, yazmasam delirecektim diyebiliyoruz. Bu tür kaygılardan hareketle sözlü ya da yazılı dilden birini bilinçli olarak kullanmaya karar veriyor ve seçtiğimiz dilin özelliklerini taşıyan bildirişimler sunuyoruz.
Burada  tartışmak istediğim sözlü ve yazılı dil ayrımıyla ilgili bir durum değil, bu iki dil arasında yerini almakta olan yeni bir dilin olup olmadığıdır. Biraz  daha açarak söylersek; insanların kullanımına sunulan ve alıcıyla “doğrudan” iletişim kurmaya  yönelik yeni araçlarla birlikte sözlü ve yazılı dilin özelliklerini taşıyan üçüncü bir dil durumu gerçeği üzerinde düşünmektir. Bundan önce sözlü ve yazılı dilin kendine özgü özelliklerine kısaca değinelim.
   Sözlü ve yazılı dil biçim ve içerik bakımından farklıdır. Bildirişim işleminde verici, seçeceği bildirim yoluyla (kanalla) alıcıya ulaşır. Bu durumda bildiriye yönelik kod seçimi devreye girer. Sözlü dilde kod kulağa; yazılı dilde okumaya yöneliktir; yani kod birinde ses, diğerinde yazıdır. Sözlü dilde yalın bir dil kullanımı varken yazılı dilde üzerinde çalışılmış daha özenli bir dil  kullanımı söz konusudur. Sözlü dilde vurgu yöntemlerine, belirli bir tonlamaya, yükseltip alçaltmalara, hızlandırılıp yavaşlatılmalara başvurulur. Yazılı anlatımda bu tür titremlemeler, vurgular noktalama imleriyle sağlanır. Sözlü dildeki vurguların, mimiklerin, vurguların etkisi yazılı dilde çoğu zaman noktalama imleriyle tam olarak sağlanamaz. Alıcıyla doğrudan iletişim kurulur bu sayede alıcı; geri bildirimde bulunabilir, vericiye o anda yanıt verebilir. Yazılı anlatımdaysa alıcı ve vericinin anlık yanıt verebilme kolaylığı yoktur. Yazılı dilin bir de kalıcılık özelliği vardır. Bu saydıklarımız sözlü ve yazılı dilin sınırlarını belirleyen açılardır.
Görsel ağırlıklı bir kuşatmanın altında olan bireyin, ‘kendisi’nin bile farkına varamadığı, seçme olanağı tanınmadan yaşamına sokulan görüntüyle birlikte gelişen bir  dilden söz edelim. Sözle yönlendirip yazıyla iletişim kuran elektronik aletlerin; telefonların, bankamatiklerin, robotların, kahve-bisküvi gibi şeyler veren küçük dükkanların kullandığı dilin, hem yazılı hem de sözlü dilin özelliklerini taşıdığını görmekteyiz. Bu aygıtlardaki iletişim dilinde vericinin alıcıya gönderdiği kod, hem görsel hem de işitsel göstergeler dizgesinden oluşmaktadır. İleti artık sese, ışığa, renge dönüşmüştür. Bildirişimi sağlayan verici, metni oluşturanlardan ayrı bir vericidir. Öyleyse burada bir adlandırma yapalım ve bizimle konuşun aygıta “yönlendirilmiş verici” diyelim. (Bu yazıda  kullandığımız vericileri sözcüklerini de  bu anlamda düşünelim.) Alıcı iki vericiden sadece ön tarafta olanla, yönlendirilmiş vericiyle karşı karşıyadır. (Arka uzamda, aygıta iletişim metnini yükleyen yazıcı /konuşucu vardır fakat görüldüğü gibi bu bizi ilgilendirmeyecektir.) Alıcı, vericinin başında bildiriyi almak için hazır bulunan, bildirinin yöneltildiği kişidir Demek ki aygıtın başındaki alıcı, yazılı anlatımın özelliklerini belirlerken sözünü ettiğimiz gücül alıcı değildir çünkü   yönlendirilmiş vericiyle o anda iletişim kurar. Bu da sözlü dilde olabilecek bir durumdur. Sözel bildirime yazıyla; yazılı bildirime sözle yanıt verilir. Şekerinizi ayarlamak isteyen aygıt üzeride, az – çok - daha çok- derecelendirmesinden birini işaretleyip dileğinizi ‘yazı’yla anında ulaştırdığınızda kahvenizin hazır olduğunu yazılı alarak okuyabilirsiniz. Yaptığınız  işlemin bittiğini veya yanlış bir işlem yaptığınızı da ‘sözlü’ olarak duyabilirsiniz.
 Vericiyle alıcının karşı karşıya gelemediği yazılı anlatımda gecikmiş bir iletişimden söz edilebilir ama bu geciken iletişim, aygıtların yarattığı dil için söz konusu değildir. Buradaki dilin sözlü iletişimde olduğu gibi anlık bir “geri bildirimi” vardır ve bu geri bildirim üzerinde düşünmemiz gerekmektedir. Üstelik alıcı, algıladığının doğru olup olmadığını  kontrol edebilir çünkü iletişim sırasında vericinin karşısındadır. İşte sözlü iletişimin tekrar ettirme özelliği de burada devreye girer. Alıcı, aynı bildirim yolunu kullanarak bildiriyi birkaç kez dinleyebilir.
 Belirlemeye çalıştığımız bu ara dilde nesnelerin, araçların insanla iletişiminde daha çok sözlü dilde görülegelen, “belirli bir dil düzeyi seçme” olgusunun var olduğunu da görürüz.  Bu dil düzeyinde, değişmece anlamlardan uzak durulur, iletişim belirli bir dizgede, belirli bir düzeyde gerçekleşir.  Değişik anlamlara olanak tanımayan işlevsel bir dil kullanılır. Diğer taraftan yazılı dilde olduğu gibi amaç önceden belirlenmiş ve göndericinin düşüncesi yönlendirilmiş vericiye, önceden yüklenmiştir. Ayrıca bu aygıtların vurgu ve tonlama olarak sözlü dile yaklaşımları da dikkat çekicidir. Sözlü dilin, çağrı ve ilişki kurma işlevini taşıyan bu makinelerle birçok kez konuşma çizgisine yaklaştığımızı da söyleyebiliriz. Telefonla randevu alma uğraşımızın aşamalarında karşımızdaki sese veya şirketteki bir arkadaşımıza ulaşmak için bizi oradan oraya bağlarken lütfen bekleyin diyen bayana (hiç değilse bir kez) teşekkür etmişiz ya da  edenlere tanık olmuşuzdur.
Şöyle bir örnek de vermek istiyorum. Bir radyo programında aklı başında bir sunucu, telefonun diğer ucundaki dinleyicisiyle eğleni öğesi olarak bu ara dille yarışıyor. Telefondaki ses, bir aygıta kaydedilmiş süsü vererek komutlarla karşıdaki alıcıyı telefonun tuşlarına yönlendirip onunla kendisi arasında sözlü ve yazılı dil karışımı bir dille iletişim gerçekleştiriyor.
...ya hoş geldiniz, lütfen doğum tarihinizi tuşlayınız.
Teşekkür ederim, yanlış bir tuşa bastınız, tekrar deneyiniz.
Size bir hak daha veriyorum, dikkatle dinleyin lütfen.
Ayakta durmayın,rahat bir yere oturarak tekrar deneyin.
Yazılı ve sözlü dilin, iletişim aşamalarında bölündüğü bir dille yarışıyor. Alıcı ve verici de birbirinin yerine geçiyor. Sonunda program tamamlanıyor. Bu örnekle belirlemeye çalıştığımız dilin, kendine ait alan “aygıt gövdelerin” dışında başka gövdelere girerek karşımıza çıktığını, çıkacağını gösteriyor.
 Sonuç olarak iki temel iletişim dilinin özelliklerini taşıyan bir dil gördük. Bu dilde verici ile alıcı arasında tam anlamıyla olmasa da etkileşimsel iletişimin olduğunu düşündük. Hızlı yaşam biçimi, yeni iletişimi bu iletişim de bir “ara dil”i  dayatmakta direniyor. Vurguları, sesletimleri,  ne  tam yazılı dili ne de sözlü dil gibi. İkisi arasında incelenecek özellikler kazanmış durumda. Belirli bir toplumsal gruba yönelik kentleşimin ve aygıtların dili  olduğunu düşündüğümüz bu dil, yukarıda sözünü ettiğimiz özelliklerinden dolayı araç-dil olarak kalamamaktadır.
                   
 







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder