SÖZLÜ VE YAZILI DİL ARASINDA BİR DİL
Bilindiği gibi, dilin iki yönü vardır:
konuşma ve yazı dili. İletişime geçmek için bu iki dilden birini, iletişimimizi
en rahat gerçekleştirebileceğimizi veya amacımıza en uygun olanı, seçeriz. Bazı
durumlarda iletmek istediğimizi, hangi tür bir bildirişimle vereceğimizi
önceden belirlemek zorunda kalabiliriz. Yazarak, etkili bir iletişim
kuramayacağımızı düşünüyorsak, amacımıza uygun olarak, konuşma dilini
seçeriz. Çoğu kez bu durumu, yazarak anlatamam açıp yüzüne söylemelim
ya da alıp karşıma konuşmalıyım, bunları
tek tek söylemeliyim,diyerek ortaya koyarız. Bunun karşıtı da olabilir: Konuşursam bazı şeyleri unutabilirim, iyisi mi ben bunu yazarak anlatayım, yazsam daha etkili olacak, yazmasam delirecektim diyebiliyoruz. Bu
tür kaygılardan hareketle sözlü ya da yazılı dilden birini bilinçli olarak
kullanmaya karar veriyor ve seçtiğimiz dilin özelliklerini taşıyan
bildirişimler sunuyoruz.
Burada tartışmak istediğim sözlü ve yazılı dil
ayrımıyla ilgili bir durum değil, bu iki dil arasında yerini almakta olan yeni
bir dilin olup olmadığıdır. Biraz daha
açarak söylersek; insanların kullanımına sunulan ve alıcıyla “doğrudan”
iletişim kurmaya yönelik yeni araçlarla
birlikte sözlü ve yazılı dilin özelliklerini taşıyan üçüncü bir dil durumu
gerçeği üzerinde düşünmektir. Bundan önce sözlü ve yazılı dilin kendine özgü
özelliklerine kısaca değinelim.
Sözlü ve yazılı dil biçim ve içerik
bakımından farklıdır. Bildirişim işleminde verici, seçeceği bildirim yoluyla
(kanalla) alıcıya ulaşır. Bu durumda bildiriye yönelik kod seçimi devreye
girer. Sözlü dilde kod kulağa; yazılı dilde okumaya yöneliktir; yani kod
birinde ses, diğerinde yazıdır. Sözlü dilde yalın bir dil kullanımı varken
yazılı dilde üzerinde çalışılmış daha özenli bir dil kullanımı söz konusudur. Sözlü dilde vurgu
yöntemlerine, belirli bir tonlamaya, yükseltip alçaltmalara, hızlandırılıp
yavaşlatılmalara başvurulur. Yazılı anlatımda bu tür titremlemeler, vurgular
noktalama imleriyle sağlanır. Sözlü dildeki vurguların, mimiklerin, vurguların
etkisi yazılı dilde çoğu zaman noktalama imleriyle tam olarak sağlanamaz.
Alıcıyla doğrudan iletişim kurulur bu sayede alıcı; geri bildirimde
bulunabilir, vericiye o anda yanıt verebilir. Yazılı anlatımdaysa alıcı ve vericinin
anlık yanıt verebilme kolaylığı yoktur. Yazılı dilin bir de kalıcılık özelliği
vardır. Bu saydıklarımız sözlü ve yazılı dilin sınırlarını belirleyen
açılardır.
Görsel
ağırlıklı bir kuşatmanın altında olan bireyin, ‘kendisi’nin bile farkına
varamadığı, seçme olanağı tanınmadan yaşamına sokulan görüntüyle birlikte
gelişen bir dilden söz edelim. Sözle
yönlendirip yazıyla iletişim kuran elektronik aletlerin; telefonların,
bankamatiklerin, robotların, kahve-bisküvi gibi şeyler veren küçük dükkanların
kullandığı dilin, hem yazılı hem de sözlü dilin özelliklerini taşıdığını
görmekteyiz. Bu aygıtlardaki iletişim dilinde vericinin alıcıya gönderdiği kod,
hem görsel hem de işitsel göstergeler dizgesinden oluşmaktadır. İleti artık
sese, ışığa, renge dönüşmüştür. Bildirişimi sağlayan verici, metni
oluşturanlardan ayrı bir vericidir. Öyleyse burada bir adlandırma yapalım ve
bizimle konuşun aygıta “yönlendirilmiş verici” diyelim. (Bu yazıda kullandığımız vericileri sözcüklerini de bu anlamda düşünelim.) Alıcı iki vericiden
sadece ön tarafta olanla, yönlendirilmiş vericiyle karşı karşıyadır. (Arka
uzamda, aygıta iletişim metnini yükleyen yazıcı /konuşucu vardır fakat
görüldüğü gibi bu bizi ilgilendirmeyecektir.) Alıcı, vericinin başında
bildiriyi almak için hazır bulunan, bildirinin yöneltildiği kişidir Demek ki
aygıtın başındaki alıcı, yazılı anlatımın özelliklerini belirlerken sözünü
ettiğimiz gücül alıcı değildir çünkü yönlendirilmiş vericiyle o anda iletişim
kurar. Bu da sözlü dilde olabilecek bir durumdur. Sözel bildirime yazıyla;
yazılı bildirime sözle yanıt verilir. Şekerinizi ayarlamak isteyen aygıt
üzeride, az – çok - daha çok- derecelendirmesinden birini işaretleyip
dileğinizi ‘yazı’yla anında ulaştırdığınızda kahvenizin hazır olduğunu yazılı
alarak okuyabilirsiniz. Yaptığınız
işlemin bittiğini veya yanlış bir işlem yaptığınızı da ‘sözlü’ olarak
duyabilirsiniz.
Vericiyle alıcının karşı karşıya gelemediği
yazılı anlatımda gecikmiş bir iletişimden söz edilebilir ama bu geciken iletişim,
aygıtların yarattığı dil için söz konusu değildir. Buradaki dilin sözlü
iletişimde olduğu gibi anlık bir “geri bildirimi” vardır ve bu geri bildirim
üzerinde düşünmemiz gerekmektedir. Üstelik alıcı, algıladığının doğru olup
olmadığını kontrol edebilir çünkü
iletişim sırasında vericinin karşısındadır. İşte sözlü iletişimin tekrar
ettirme özelliği de burada devreye girer. Alıcı, aynı bildirim yolunu
kullanarak bildiriyi birkaç kez dinleyebilir.
Belirlemeye çalıştığımız bu ara dilde
nesnelerin, araçların insanla iletişiminde daha çok sözlü dilde görülegelen,
“belirli bir dil düzeyi seçme” olgusunun var olduğunu da görürüz. Bu dil düzeyinde, değişmece anlamlardan uzak
durulur, iletişim belirli bir dizgede, belirli bir düzeyde gerçekleşir. Değişik anlamlara olanak tanımayan işlevsel
bir dil kullanılır. Diğer taraftan yazılı dilde olduğu gibi amaç önceden belirlenmiş
ve göndericinin düşüncesi yönlendirilmiş vericiye, önceden yüklenmiştir. Ayrıca
bu aygıtların vurgu ve tonlama olarak sözlü dile yaklaşımları da dikkat
çekicidir. Sözlü dilin, çağrı ve ilişki kurma işlevini taşıyan bu makinelerle
birçok kez konuşma çizgisine yaklaştığımızı da söyleyebiliriz. Telefonla
randevu alma uğraşımızın aşamalarında karşımızdaki sese veya şirketteki bir
arkadaşımıza ulaşmak için bizi oradan oraya bağlarken lütfen bekleyin
diyen bayana (hiç değilse bir kez) teşekkür etmişiz ya da edenlere tanık olmuşuzdur.
Şöyle bir örnek de vermek istiyorum. Bir radyo
programında aklı başında bir sunucu, telefonun diğer ucundaki dinleyicisiyle
eğleni öğesi olarak bu ara dille yarışıyor. Telefondaki ses, bir aygıta
kaydedilmiş süsü vererek komutlarla karşıdaki alıcıyı telefonun tuşlarına
yönlendirip onunla kendisi arasında sözlü ve yazılı dil karışımı bir dille
iletişim gerçekleştiriyor.
...ya hoş
geldiniz, lütfen doğum tarihinizi tuşlayınız.
Teşekkür
ederim, yanlış bir tuşa bastınız, tekrar deneyiniz.
Size bir
hak daha veriyorum, dikkatle dinleyin lütfen.
Ayakta
durmayın,rahat bir yere oturarak tekrar deneyin.
Yazılı ve
sözlü dilin, iletişim aşamalarında bölündüğü bir dille yarışıyor. Alıcı ve
verici de birbirinin yerine geçiyor. Sonunda program tamamlanıyor. Bu örnekle
belirlemeye çalıştığımız dilin, kendine ait alan “aygıt gövdelerin” dışında
başka gövdelere girerek karşımıza çıktığını, çıkacağını gösteriyor.
Sonuç olarak iki temel iletişim dilinin
özelliklerini taşıyan bir dil gördük. Bu dilde verici ile alıcı arasında tam
anlamıyla olmasa da etkileşimsel iletişimin olduğunu düşündük. Hızlı yaşam biçimi,
yeni iletişimi bu iletişim de bir “ara dil”i
dayatmakta direniyor. Vurguları, sesletimleri, ne tam
yazılı dili ne de sözlü dil gibi. İkisi arasında incelenecek özellikler
kazanmış durumda. Belirli bir toplumsal gruba yönelik kentleşimin ve aygıtların
dili olduğunu düşündüğümüz bu dil,
yukarıda sözünü ettiğimiz özelliklerinden dolayı araç-dil olarak
kalamamaktadır.


